28 Şubat ve Evin Gelini! -Reyting TV

Mersin escort
SON DAKİKA

28 Şubat ve Evin Gelini!

Bu haber 06 Mart 2020 - 17:09 'de eklendi ve kez görüntülendi.

28 Şubat; Türkiye siyasi tarihinin ne ilk, ne de son darbesidir. Çok partili hayata geçtikten sonra, neredeyse her on yılda bir darbe yapılmış veya kalkışma olmuştur.

28 Şubat’ın sene-i devriyesi olması, bunun yanında tevafuk sonucu 28 Şubat mağdurlarından, Eğitimci-Yazar Nurgül Yakın’ın “ Bir 28 Şubatın Romanı” isimli eserini okuyor olmam nedeni ile o günlerin acı, insanlık dışı uygulamalarını ve yaşanmışlıklarını hatırlattı.

Yazar, kitabının ön sözünde:

“… Ergani’den Kulp’a sürgün edildiğim zaman “…Karara itiraz etmek için yanına gittiğim vali yardımcısı hemşerimin “ senin suç işlemene gerek yok, varlığın suç zaten” demesini nasıl unutabilirim? …”

“…Sadece sınıfa girince başımı açardım. Başörtümü katlar, masanın üzerine koyardım. Yine öyle yaptım. Aniden sınıfıma müfettiş girdi. Kendini tanıttı. Yolda gelirken, çantasını çamura düşürmüş… Masanın köşesine koyduğum başörtüsünü eline aldı… ”Hocam, olmaz, o benim başörtüm… “ dedim. ” Yıkarsın” deyip, gözlerimin içine baka baka çantasının çamurunu sildi…” cümleleri ile anlattığı yaşadıklarını okuyunca, içim sızladı. Canım yandı.

Kendilerini demokrasinin kutsal muhafızı, laikliğin de yılmaz bekçileri görenler, halkın oyları ile seçilmiş, meşru hükümete göz dağ vermek, demokrasiye de balans ayarı yapmak için Sincan sokaklarında “ tankların” yürütülmesi ile başlayan, kansız, ama Çin işkencesini aratmayan, baskıcı ve kanun dışı uygulamaları ile birçok mütedeyyin insanımızın canını acıttı, psikolojisini bozdu ve travma yaşamalarına sebep oldu.

Laiklik bahane, soygun şahane dedirten cinsten bankaların içinin boşaltılmasından tutunda, suçsuz ve günahsız yere birçok insanın görevinden alınması, sürgün edilmesi, soruşturma geçirmesine, birçok öğrencinin okuldan atılması veya bırakmasına sebep olan insanlık dışı olayların yaşandığı, derdinizi Allah’tan gayri kimseye anlatamadığınız o günleri hatırlatan her şey insanın elinde olmadan, acı ve sıkıntı veriyor.

Bir de algı oluşturmak, zihinlerde çağdışı, ahlak yoksunu insanlardan Müslüman imajı çizmek adına pavyonlardan toplanan özel aktörler, Müslüm Gündüz-Fadime Şahin ve Ali Kalkancı-Emireler ile yüz kızartacak cinsten ahlaksızca oynanan orta oyunları ise tam anlamı iğren pespaye ve ibretlik hadiselerdi.

28 Şubatta yapılan baskılar sonucunda Başbakanlıktan, görevini Koalisyon ortağı Tansu Çiller’e devir etmek üzere istifa eden Erbakan’dan sonra demokratik kural ve teamüllerin aykırı bir şekilde kurdurulan hükümet yapılan 2002 yılında yapılan seçimde halkın darbeci zihniyeti sandığa gömünceye kadar yaklaşık 5 yıl kadar devam etti.

Anti demokratik bir şekilde kurulan koalisyonun büyük ortağı Bülent Ecevit’in partisi DSP bir gece de 1161 milli eğitim ve şube müdürünü görevden alıp yerlerine yeni atamalar yaparak kırılması zor bir dünya rekoruna imzasını atmıştı. İmam- Hatip Liselerinin kapılarına kilit vurulması ve bu okulların önün kesilmesi için ilköğretimde kesintisiz mecburi eğitimin 8 yıla çıkarılması hep bu dönemde olmuştur.

28 Şubat 1997 tarihinde başlayan süreç, 2002 yılında yapılan seçimlerde AK Partinin birinci parti olması ile sona erdi. Tabi Laiklik elden gidiyor, diye birçok gösteri yapıldı, senaryolar yazıldı. Rahmetli Necmettin Erbakan’a yapılanlar Recep Tayyip Erdoğan’a da yapılmaya çalışıldı. Ama 28 Şubat benzeri her türlü antidemokratik teşebbüs bertaraf edildi. Bunun yanında da Laikliğe de hiçbir şey olmadı.

28 Şubat’ın muhasebesini yapabilmek adına önce iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor. Çünkü 28 Şubatı, yapanlar, yaptıranlar, destekleyenler, alkışlayanlar toplum vicdanında karşılığını buldular. Her ne kadar normal davranmaya, yüzleri kızarmamış taklidi yapmaya çalışıyor olsalar da, iç dünyasındaki yaşadıkları suçluluk psikolojisi her hallerinden belli oluyor.

28 Şubattan sonra, 2002 yılında iktidara gelen ve günümüze kadar iktidarda olan AK Partinin, 28 Şubatta üzerinden tankın paletleri geçirilen, insanlık dışı çirkin saldırılar ve baskılar ile bunalan Muhafazakâr insanlar derin bir nefes alabildi mi?

Bu sorunun cevabını aramaya, yazarımızın kitabının giriş bölümünde bahsettiği , “ senin suç işlemene gerek yok, varlığın suç zaten” diyen o zamanın Diyarbakır Vali Yardımcısı, bugün hangi büyük ilimizin valisi veya daha üst bir makamda?

Veyahut yazarın inancı gereği taktığı, özene bezene koruduğu başörtüsü ile çamura düşürdüğü çantasını silen ilköğretim müfettişi, bugün hangi ilimizin milli eğitim müdürü?

Bu tür memur ve bürokrat kıyımları 2002 seçimlerinden sonra unutuldu, gitti. Yeni kurulan hükümet memur sürgünlerine sıcak bakmadı mesafeli davrandığı için işini yapan devlet memuru ve işçiler ile uğraşmadı. Toplumsal çalışma barışı için de olması ve yapılması gereken de gereken buydu.

AK Partinin kurucu felsefesindeki, halka hizmeti ibadet gören kadroları ile çok güzel hizmetler yapıldı. Ancak ilerleyen zamanlarda, AK Parti kuruluş felsefesinden ve fabrika ayarlarından uzaklaştı. Kapılarını “kim olursan ol gel“ diye sonuna kadar açtığında, aralanan kapıdan sızan “Siyaset Ahtapotları ” siyaseti akraba, eş ve dostunu devlet kapısına yerleştirmek, makam ve mevki sahibi edindirmek olarak gören, şaibeli bir şekilde parti yöneticisi olanlar ile bazı yerlerde mütedeyyin ve Muhafazakâr insanlara 28 Şubat Paşalarına rahmet okutacak, baskılar, zulümler, sürgünler ve kıyımlar yaşanmaya başlandı.

Nasıl olmalı nasıl yapılmalıydı bilmiyorum ama böyle olmamalıydı dedirten Gül, Babacan ve Davutoğlu vakaları var ki, orada sözler de, kelimelerde bitiyor… Ahde vefa da unutuluyor.

Kendisi 12 Eylül eşi de 28 Şubatta mağdur olan Abdullah Gül; gün geldi, devran döndü Başbakan, Cumhurbaşkanı oldu. O günlerde birçok kızımız gibi, kazandığı halde başörtülü olduğu için DTÇF kaydını yaptıramayan Hayrunnisa Hanım First Lady oldu. Bunun yanında ilk başörtüsü mağduru Hatice Babacan’ın yeğeni Ali Babacan Bakan, Ahmet Davutoğlu Başbakan oldu. Oldu da kolay olmadı. Ama o zaman kendisine omuz veren, dimdik yanında duran, siper olan insanlar bugün birbirleri ile yollarını ayırdılar. Kurdukları partilerine iki oy fazla alabilmek için de dün kara dediklerine bugün ak diyerek kimlere nasıl şirinlik muskası dağıttıklarını ibret ile izliyoruz.

28 Şubat; tarihimizde ve günümüzde yaşanmış ve yaşanabilecek ne ilk nede son… Kızmak, darılmak, kafamızı kuma sokmak yerine, doğrular ve gerçekler ile yüzleşebilmek adına iğneyi azcık kendimize batırmamız gerekiyor.

Bir de Gelinden evin delikanlısından daha çok neden mahallenin delikanlılarının memnun olduğunu sorgulamak icap ediyor…

Hasan KAYA

1963 yılında Çanakkale-Biga- Karacaali Köyünde doğdu. İlçe Özel İdare ve Bölge Müdürlüğü görevlerinde bulunduktan sonra emekliye ayrılan yazar, siyasi ve güncel konuların taşradaki yansımaları ve etkileri ile ilgili gazete köşe yazıları yazıyor. Ayrıca, Öykü ve Roman çalışmalarına da devam ediyor...

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Pardon siz robotmusunuz? *

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.